29 Nisan 2010 Perşembe

"GELECEK 100 YIL" GEORGE FRIEDMAN


27 Şubat 2009 tarihinden beri yayında bulunan blogumda ilk defa bir kitap tanıtımı yazısı yazarak yeni bir sayfa açıyorum. Yanda resmini de gördüğünüz ve başlıkta da adı yazılı olan bu kitap; uzun zamandır bir türlü vakit bulup da tamamlayamadığım ama devamlı okuduğum bir kitap.
Öncelikle yazarı George Friedman kimdir ondan bir başlayalım. Bu Friedman Beyaz Saray'a stratejik danışmanlık yapan Stratfor adlı şirketin kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır( CEO ). Kendisi şu anda dünyanın en iyi stratejisti olarak kabul edilir ve hünerlerinden bazılarını da Pegasus Yayınlarından çıkardığı bu 320 sayfalık kitabında göstermeye çalışmıştır.
Kitap son derece ilginç tespitlerle dolu. Bunları detaylı olarak anlatmayayım ki sizlerde okuyun ama bazı tespitleri de okumadan bilin. Daha ilgi çekici olur. Bu amcama göre 100 yıl içerisinde Türkiye, Polonya ve Meksika yeni büyük oyuncular olarak sahneye çıkacaklar. Ayrca 2020 yılında Rusya ve 2030 yılında ise Çin balonu sürecek. En ilginç olanı ise Türkiye ile ilgili tahminler. Friedman'a göre Türkiye yaklaşık olarak 2050 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarının önemli bir kısmını ele geçirmiş olup Karadeniz'i yine Türk gölü haline getirecek....Bence de ilginç. Bir de buna ek olarak kitapta şu anki mevcut sınırların içerisinde KKTC'nin gösterilmemesi de ABD'nin bu konuya olan tavrını da net bir biçimde ortaya koyuyor.
Genel olarak siyasi içeriğe sahip olan bu kitap, anlatım dilinin sıkıcı olmaması nedeniyle okunabilecek kitaplar listesine girebiliyor. Özellikle de bu tip konulara merakı olanlar için hoş bir eser. Şimdiden iyi okumalar.

PARA ŞEYTANIN ARACI MIDIR??

Beni yakından tanıyan insanlar bilirler ki; ben para hırsına sahip bir adamımdır. Tabi bu hırs bana insanlık dışı işler yaptıracak, çevremdeki insanları satacak kadar kuvvetli değildir, ancak ileride çok çalışmam ve hayatımın bir kısmında önemli fedakarlıklar yapmamı gerektirecek kadar da kuvvetlidir. Yani işin özü, yasal yollarla yapılan her türlü ticarette sınırım yoktur ve gidebileceğim en üst noktaya kadar gitmeyi arzularım.
Şimdi diyeceksiniz ki bu konu ne alaka. Aslında çok büyük alaka çünkü kendimi bildim bileli, özellikle de son zamanlarda, bu konu üzerinde çok ciddi şekilde düşünüyorum. Para gerçekten nedir?? bu kadar önemli midir ve de en mühimi para şeytanın aracı mıdır??
İnanın ben de tam olarak veremiyorum bu soruların cevaplarını. Bir yandan bakarsam evet para hayatın en önemli kısmıdır; bunun yanında da dünya üzerinde bulunan insan yapımı olan herşeyin maddi değerinin 150 trilyon dolardan fazla olduğu ve "resmi" belgelere göre dünyanın en zengin adamının servetinin yaklaşık 60 milyar dolar olduğu düşünülürse de, bu düşündüğüm oldukça saçma geliyor. Saçma geliyor çünkü, bu işin sonu yok. Dünyanın en zengin adamı bile dünyadaki herşeyi aynı anda satın alamıyor. E o zaman da bütün bu kaygı, hırs, çalışma ne anlama geliyor.....
Az önceki tesbitim bardağın boş tarafıydı. Dolu tarafına bakarsak da para gerçekten bir çözüm aracı, hatta direk çözümün kendisi!! Günümüzde 5 liraya adam öldürülüyor, insanlar anne ve babaları yaşlarındaki insanlarla çıkar amaçlı evleniyorsa, fakirin sağlık, eğitim hatta ve hatta yaşama hakkı elinden alınıp zengine veriliyorsa, "paran kadar konuş" deniliyorsa ve para yoksa sen de yoksan.... İşte o zaman da bir anlamı oluyor bütün bu hırsların, çalışmaların, fedakarlıkların ve tam bu noktada da o çok sevdiğim sözlerden bir tanesi geliyor aklıma; "hayatının bir kısmını bedel olarak ödemeyenler, başarısızlıklarının bedelini bir ömür öder". Yani bir şeyi çok isteyen değil, o şeyin bedelini ödeyen sahip olur.
Yukarıda hem olumlu hem de olumsuz düşündüm ve sanırım tatmin ediciliği çok olmasa da bir cevap bulmaya başladım şu an kendimce ve bu sorunu en azından şimdilik rafa kaldırma imkanı kazanma şansına sahip oldum. Para ister şeytanın, isterse Allah'ın aracı olsun önemli değil. Önemli olan senin ne tarafa hizmet edeceğindir......

16 Nisan 2010 Cuma

FİLMLER Mİ GERÇEKTİR YOKSA HAYATLAR MI YALAN...??

Başlık çok havalı oldu aslında ama konumuzun içeriği gayet açık. Bu konu benim bir arkadaşıma hep böyle filmlerdeki karizmatik sahneler gibi olan bazı anları yaşatmaya çalıştım ama bir türlü denk gelmedi(Ne tür sahneler diye sormayın işte genel olarak konuşuyorum). Denk gelmeyince de o an dedim ki; demek ki filmler gerçek hayatı pek de yansıtmıyormuş. Her ne kadar normalde aksini düşünsemde hayat; içine girince pek de mümkün olamayacağını düşündürttürüyor. Ne acı değil mi?? Halbuki filmi yazanda insan, oynayanda insan fakat hayat gerçek hayat değil. Söyleyebileceğim tek şey, hayatı filmlere benzeten tek yanın tesadüfler olduğu gerçeğidir. İnsanlar filmlerdeki gibi bir hayatı sadece kendi iradesi dışında yaşayabiliyor. Ne kadar kendini yırtsan da paralasan da ıııı nafile. Belki acınılası bir durum insan için, belki de en büyük güçsüzlük kendi hayatını doğrudan istediğin gibi yaşayamamak ama durum böyle........
Amaaaaaa bana sadece düşündürttürüyor. Çünkü ben pes etmedim ve bunun ödülünü alacağım birazdan. Yazımın başında belirttiğim arkadaşım birazdan bu yazıyı okuduğunda bir nevi filmlerdeki o karizmatik sahnelerden birini yaşamış olacağız. O yüzden başı sonu ayrı ayrı oynayan bu yazımı noktalarken söyleyebileceğim tek şey hayatta hiçbir şey için pes etmeyin.
NOT: Bu arada o arkadaşımın kimliğini vermeyeceğim. Çünkü verirsem film gibi olmaz:D

8 Nisan 2010 Perşembe

YENİ TREND: BOŞANMA

Bu gerçek aslında uzun yıllardır var ama özellikle yakın zamanda gerçekleşen 2 medyatik boşanma olayı benim de bu konulara "dalma" isteğimi harekete geçirmiş bulunmaktadır. Mali'nin boşanmasından sonra şimdi de karşımıza "büyük başkan" Aziz Yıldırım çıktı. Yıldırım, dün 30 yıllık eşi ile tek celsede boşandı ve boşanma karşılığında 5 milyon dolar tazminat ve aylık 25 bin dolar nafaka vermeyi kabul etti. Mali'de eski eşine yaklaşık 7 milyon dolar tutarında gayrimenkul ve aylık nafaka vermeyi göze alarak boşandı. Yani kabaca bir hesap yaparsak, Türkiyemiz 2 yeni dolar milyoneri bayan daha kazandı. Hem de koca parasıyla!!!
Yıllardır başımızın etini; yok kadın erkek eşitliği, yok kadınların seks objesi gibi görünmesi, yok şu yok bu diyenlere sesleniyorum. Acaba kadınlar bunu derken biz erkekler de; kadınlara bak bizim paramızla hava atıyorlar diyor muyuz?? yoksa demeli miyiz?? Tabiki de kadın erkek eşit olmalı, kadınlar da sosyal ve ekonomik anlamda bir güçtür ve bu güçten yararlanmalıyız fakat, kadınlarda erkeklerin parasal gücünü kullanmaktan vazgeçsin. Para ve şöhret uğruna babaları yaşınadki adamlarla evlenip, üstüne sigorta olarak çocuk yapıp sonra da ihanete ya da kötü muameleye uğrayınca mağdur olduk demesin. Demesinler çünkü çok trajik bir hale düşüyorlar ve kadın duruşuna yakışmayacak duruşlar sergiliyorlar. Türk kadınına; vatanı milleti sırtında top, tüfek taşıyarak, çocuğunu adayarak kurtaran o Türk kadınının torunlarına yakışmıyor.
Konu nerdeen nereye geldi. Boşanmai kadın hakları derken vatan millet sakarya dedik çıktık. O zaman ben de bu yazımı kendi yazdığım bir şiirle noktalamak istiyorum;

Para adamda, güç adamda
Sen adamla
Senin de bir elin yağda öteki balda
Başka kadınlar da senin adamla
Sonra sen kapılarda
Adam bacalarda
Çözülmez bu sorun hali hazırda.....................

MESSİ vs ÜZÜLMEZ

Son günlerde spor kamuoyunu oldukça meşgul eden bir konu var. Konunun adı Lionel Messi, yani Barcelona'nın ve dünyanın en iyi oyuncusu. Arsenal gibi bir devi tek başına attığı 4 golle yıkan adam. Aslında bu konu da tartışılıyor özellikle de bizim ülkemizde. Gerçi bütün dünya hatta Maradona bile onun en iyi olduğu konusunda hemfikirken; bizim ülkemizin çoook "saygıdeğer" yorumcularından Sinan Engin abimiz ve Serhat Ulueren Arda'nın bile daha büyük bir futbolcu olduğuna ısrarla inanmaya devam ediyorlar. Hatta spor programında bu 2 si ve Ahmet Çakar'dan oluşan "geri" 3 lü arasında da bir tartışma yaşandı. Çakar, Arda ile Messi arasındaki farkın; bir kadınla kendisi arasındaki farkla aynı olduğunu belirtirken diğer 2 li ise az önce söylediğim tezi ortaya attılar ve başta ben olmak üzere birçok kişiyi de kıçlarıyla güldürdüler. E onlar bizi güldürdü, Allah'ta onları güldürsün diyelim. Şimdi geleim konumuza. Bu gün bu konu aklıma çok takıldı ve bende acaba onların bakış açısıyla düşünürsek ortaya nasıl bir sonuç çıkar dedim ve konuya başka bir yönüyle daldım. Nasıl mı? İşte böyle;
Messi ile Beşiktaşımızın güzide oyuncusu İbrahim Üzülmez'in benzerliklerinden yola çıkarak tabikide. Görelim bakalm neymiş bu benzerlikler;
1) Messi Barcelona'nın, İbrahim Üzülmez'de Beşiktaş'ın yıldızıdır. Yani 2 side yıldız futbolcudur.
2) 2 side sezon maçlarının çoğunda forma giyerek tam bir istikrar abidesi olmuşlardır.
3) Messi yıllık 12 milyon euroluk geliriyle Barça'ya çok para harcattırırken, Üzülmez'de mevkisine alınan ve değerleri 10 milyonlarca euroyu bulan futbolculara formayı dar ettirmiş ve kulüpten kaçırtmıştır. Üstelik birçoğu bedavaya gönderilmiştir.
4) 2 side sol ayağını kullanabilmektedir.
5) 2 futbolcu da özel hayatlarında oldukça sakindir ve elleri kadın eline değmemiştir. Gerçi her ne kadar Üzülmez'in Fatih Terim'in kızı Merve Terimle yattığı rivayet edilse de bu konuda somut kanıtlar asla bulunamayacaktır.
6) Messi tek başına takım yıkacak kadar zeki bir futbolcudur; İbrahim Üzülmez'de " eğer orta yapmayı becerebilseydim şimdi Real Madrid'te olacaktım" ve "Roberto Carlos'tan tek eksiğim tekniğim" türünden doğru olan yorumları yapabilecek kadar akıllıdır.
O zaman soruyorum sizlere;
1) Sizce yukarıda adı geçen yorumcularda mı böyle düşündükleri için Arda Messi'den daha iyidir diyebiliyorlar?
2) Sizce benim bu yorumlarımın sonucu da İbrahim Üzülmez ile Messi eşittire mi varıyor?
Birileri şaka desin lütfeeeennnn....................